Bir ailenin bir çocuğu evlat edinmesi caiz midir? Eğer caizse şartları nedir? Mirasçı olabilir mi? Buluğa girse onlarla bulunabilir mi?
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd eder; Peygamberlerin Efendisi Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam ederiz.
Evlat edinme, bir başkasının çocuğunu kendi ailesi içine katma âdeti, tarihin her devrinde tatbik edilen bir husustur. Bilhassa İslâm’dan önceki Cahiliye Devrinde bu âdet daha yaygındı. İsteyen kimse, seçtiği herhangi bir kimseyi öz çocukları arasına katarak onu evlatlık aldığını ilân ederdi. Aldığı çocuğa “Sen benim oğlumsun, ben sana vârisim, sen de bana vârissin.” diyordu. Böylece, o çocuk öz oğlu sayılıyordu. Ailenin bir ferdi olduğu gibi, aynı zamanda aile fertlerinin sahip olduğu hak ve vazifelere de ortak oluyor, ailenin ismini alıyordu. Evlatlık edinen kimse bu çocuğun babası sayılıyordu. Evlat edinenin hanımı da çocuğun annesi yerine geçiyordu. Oğlanın hanımı da bu babanın gelini kabul ediliyor, dolayısıyla, boşandıktan sonra gelini ile evlenmesi mümkün olmuyordu. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’de İslâm’dan önce Zeyd bin Harise’yi evlat edinmiş ve bu geleneğe göre amel etmiştir. Topluma çok derinden yerleşmiş olan bu geleneğin zihinlerden iyice silinmesi lazımdı.
Allah Teâlâ, Ahzab Süresi 4. Ayeti kerimesini inzal edince bu hüküm değişmiş ve evlat edinme yasaklanmıştır. Allah Teâlâ bu ayette şöyle buyurmuştur:
Buna göre dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte ‘hukuki sonuçlar doğuran çocuk edinme ’ kabul edilmiş değildir.
Bunun tabii bir sonucu olarak evlatlığın nesebi, evlat edinene bağlanmaz, aralarında mahremiyet meydana gelmez ve mirasçılık ilişkisi doğmaz.
Bununla birlikte İslam toplumda yer alan muhtaç çocukları korumayı emretmiş ve onları koruyup kollamanın önemine, ecrine dair birçok müjdeli haberler vermiştir. Evlatlık müessesesini kaldırması, yetim, öksüz ve kimsesiz çocuklarla ilgilenilmeyeceği anlamına gelmez.
Cahiliyye devri olan bu adete göre evlatlık edinilen kimse ailenin bir ferdi sayılıyor ve şeri anlamda bir çok mahzur ile karşılaşılıyordu. İşte bu kapı tamamen kapatılmış ve hatta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurarak nu işin ciddiyetini ortaya koymuştur:
Allahu â'lem.
