Kerâhat vakitlerinde namaz kılmanın hükmü nedir?

SORU

Kerâhat vakitlerinde namaz kılmanın hükmü nedir?
CEVAP

Namaz Kılınmasının Mekruh Olduğu Vakitlerin Beyanı

Namaz kılınmasının mekruh olduğu vakitlerin açıklamasına gelince, şöyle denir:

Mekruh vakitler on iki vakittir. Bunların üçünde namaz kılınmasının mekruh olması, doğrudan vakitle ilgili bir sebepten dolayıdır. Diğer vakitlerdeki kerâhet ise vaktin dışındaki bir sebepten kaynaklanmaktadır.

Vakit ile doğrudan ilgili olan üç vakit

Namaz kılınmasının, vakitle bağlantılı bir sebepten dolayı mekruh olduğu üç vakit şunlardır:

1. Güneş doğduktan sonra, yükselip beyazlaşıncaya kadar olan vakit,
2. Güneşin zevâl vaktine, yani tam tepedeki konumuna ulaştığı vakit,
3. Güneşin batmaya doğru kızarıp sarardığı vakitten batıncaya kadar olan vakit.

Bu üç vakitte, herhangi bir sebebe dayanmayan mücerret nâfile namazın kılınması, bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda mekruhtur. Hatta kişi böyle bir namaza başlamışsa, onu kesmesi daha faziletlidir. Bununla birlikte namazı tamamlaması hâlinde namaz sahih olur; ancak kerâhetle birlikte sahih olur.

Aynı şekilde, bir sebebe bağlı olan nâfile namazların kılınması da bu vakitlerde mekruhtur. Mesela tavaf namazının iki rekâtı, tahiyyetü’l-mescid namazının iki rekâtı ve bunlar dışındaki sebepli nâfileler böyledir.

Bu üç vakitte farz namazların edası da mekruhtur. Ancak burada kastedilen, güneşin doğuşu veya zevâl vaktinde bir farzın edası değildir. Çünkü bu iki vakitte eda edilecek herhangi bir farz bulunmamaktadır. Buna karşılık, güneşin değişmeye başladığı batış vakti içerisinde ikindi namazının edası söz konusu olabilir. Bu durumda ikindi namazını kılmak, hadis sebebiyle mekruh olmakla beraber câizdir. Hatta vakit tamamen çıkacağından, ikindiyi bu vakitte kerâhetle birlikte eda etmek, namazı vakit dışına bırakmaktan daha evladır.

Bu vakitlerde vâciplerin edası da mekruhtur, ancak kerâhetle birlikte câizdir. Örneğin kişi bu vakitlerde bir secde âyetini okursa, üzerine tilâvet secdesi vâcip olur; yahut bu vakitlerde bir cenaze hazır bulunursa cenaze namazı kılınır; veya kişi bu vakitlerde kendi üzerine bir namazı nezrederse, bu namazı eda edebilir.

Dolayısıyla bu vakitlerde namaz ve tilâvet secdesinin edası kerâhetle birlikte câizdir. Ancak cenaze namazı konusunda daha faziletli olan, onu geciktirmeksizin kılmaktır. Nitekim Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Üç şey vardır ki, hazır olduklarında geciktirilmezler: Cenaze…”

Tilâvet secdesi ve nezredilmiş namaz konusunda ise daha faziletli olan, bunları bırakıp başka bir vakitte eda etmektir. Çünkü bunlarda vaktin girmesi, vücûbun sebebi veya edanın şartı değildir. Bilakis bunların edası mutlak olarak vâciptir ve belirli bir vakit içerisinde eda edilmediğinde vâcip ortadan kalkmaz.

Buna karşılık, vakti geçmiş farzların kazası ile vakitleri geçmiş vâciplerin kazası —mesela mekruh olmayan bir vakitte okunmuş secde âyeti sebebiyle vâcip olmuş, fakat henüz yerine getirilmemiş tilâvet secdesi veya vakti geçmiş vitir namazının kazası— bu üç vakitte câiz değildir.

İmam Şâfiî ise şöyle demiştir:
Bunların tamamının, herhangi bir kerâhet söz konusu olmaksızın kılınması câizdir. Ancak herhangi bir sebebe dayanmayan mücerret nâfile namaz bu hükmün dışındadır. Böyle bir namaz söz konusu vakitlerde mekruhtur. Fakat Mekke’de bütün vakitlerde ve Cuma günü bütün mekânlarda bu nâfile namazı kılmak mekruh değildir.

Vaktin Dışındaki Bir Sebep Dolayısıyla Namazın Mekruh Olduğu Vakitler

Namaz kılınmasının, vakit dışındaki bir sebepten dolayı mekruh olduğu diğer vakitlere gelince:
Bunlardan biri, fecrin doğmasından sabah namazının kılınmasına kadar olan vakit; diğeri sabah namazının kılınmasından güneş doğuncaya kadar olan vakit; bir diğeri ise ikindi namazının kılınmasından güneşin batmak üzere değişmesine kadar olan vakittir.

Bu vakitlerde, herhangi bir sebebe dayanmayan mücerret nâfile namazın kılınmasının mekruh olduğunda ihtilaf yoktur.

Yine bu vakitlerde, vakti geçmiş farzların ve vâciplerin kazasının kerâhetsiz olarak câiz olduğunda da ihtilaf yoktur.

Ancak bir sebebe bağlı nâfileler, mesela tavaf namazının iki rekâtı, tahiyyetü’l-mescid namazının iki rekâtı ve sabah namazının iki rekât sünneti hakkında hüküm farklıdır.

Sabah namazının iki rekât sünnetini, herhangi bir mazeret sebebiyle veya mazeretsiz olarak vaktinde kılamayan kimsenin, farzı kıldıktan sonra bu sünneti söz konusu vakitlerde kılması Hanefî mezhebine göre mekruhtur. İmam Şâfiî’ye göre ise mekruh değildir.

Âlimler, sabah namazının iki rekât sünnetinin farzdan önce, sabah namazının vakti içerisinde kılınmasının mekruh olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir.

Aynı şekilde bu vakitlerde tilâvet secdesi ve cenaze namazı gibi vâciplerin edası kerâhetsiz olarak câizdir.

Kulun Fiiliyle Vâcip Hâle Gelen Namazlar

Bunlardan biri de kulun kendi fiiliyle vâcip hâle getirdiği namazların vaktidir.

Mesela nezir yoluyla vâcip olan namaz veya bozduğu bir nâfileyi kaza etmesinin gerekmesi ve benzeri durumlar bu kapsamdadır.

Bu namazların söz konusu vakitlerde kılınması, zâhirü’r-rivâyeye göre mekruhtur.

İmam Ebû Yûsuf’tan ise bunun mekruh olmadığı yönünde bir görüş rivayet edilmiştir. Çünkü ona göre bu namaz, nezir sebebiyle vâcip olmuştur; tıpkı tilâvet secdesi gibi.

Ancak zâhirü’r-rivâye’nin hükmü daha sahihtir. Çünkü nezirde belirli bir namazın kendisi doğrudan vâcip hâle gelmemektedir. Nitekim belirli bir orucun bizzat kendisi de yalnızca başlanmakla vâcip hâle gelmez.

Güneş Battıktan Sonraki Vakit

Mekruh vakitlerden biri de güneşin batmasından sonraki vakittir.

Bu vakitte nâfile ve nâfile dışındaki namazların geciktirilmesi mekruhtur. Çünkü böyle yapmak, akşam namazını kendi vaktinden geciktirmeye sebep olur.

Gece Yarısından Sonraki Vakit

Bir diğer vakit de gecenin yarısından sonraki vakittir.
Bu vakitte yalnızca yatsı namazının edası mekruhtur. Bunun sebebi, yatsı namazının gece yarısına kadar geciktirilmemesi ve böyle bir geciktirmenin cemaatin azalmasına yol açmamasıdır.

Cuma Hutbesi Vakti

Bir diğer mekruh vakit, Cuma günü imamın hutbe okuduğu vakittir.

Bu sırada nâfile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü nâfileyle meşgul olmak, hutbeyi dinlemeyi terk etmeye sebep olur.

İmamın Hutbeye Çıkmasıyla İlgili Vakit

Bir diğer vakit, imamın hutbe okumak üzere çıkmasından hutbeye başlamasına kadar olan süre ve hutbenin bitiminden namaza başlamasına kadar olan süredir.

İmam Ebû Hanîfe’ye göre bu vakitlerde nâfile namaz kılmak mekruhtur. İmameyn’e göre ise mekruh değildir.

İmam Cemaate Başladıktan Sonraki Vakit

Bir diğer durum, imamın cemaatle namaza başlamasından sonraki vakittir.

Cemaatin hakkını gözetmek amacıyla, imam cemaate başladıktan sonra kişinin nâfile namaz kılması mekruhtur.

Ancak sabah namazı bundan müstesnadır. Şayet kişi sabah namazının iki rekât sünnetini henüz kılmamışsa, cemaatin tamamını kaçıracağından korkmadığı takdirde bu sünneti kılabilir. Yani kişinin, sabah namazının cemaatine en azından bir rekât yetişebileceği kanaatinde olması gerekir.
Böylece hem cemaat sevabını elde etmek hem de sabah namazının iki rekât sünnetinin faziletini kazanmak mümkün olur. Bunun ayrıntıları ileride, Allah’ın izniyle, ayrıca ele alınacaktır.

Bayram Namazından Önce

Son olarak, bazı insanlar hakkında nâfile namaz kılmanın mekruh olduğu, bazıları hakkında ise mekruh olmadığı bir vakit vardır.

Bu da bayram günü, bayram namazı için camiye gelen kimsenin bayram namazından önceki vaktidir.
Bayram namazı için camiye gelmiş olan kimsenin, bayram namazından önce nâfile namaz kılması mekruhtur.

Nitekim Abdullah b. Mesûd’un, insanları bayram namazından önce nâfile namaz kılmaktan nehyettiği rivayet edilmiştir.

Allahu â'lem.

Kur'an ve Sünnetten Hayata

İlim ve İrfan olarak amacımız, gündelik hayatın meselelerine Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çizgisi doğrultusunda, dört hak mezhebin muteber kaynaklarından nakiller sunmaktır.

E-mail
Şifre
Şifreyi Onayla